18 Aralık 2013 Çarşamba

kadın cinnet bişey.

Kimsenin okumadığı satırları yazmamım elbette vardır bir sebebi. Bunlar daha ne ki? Kafamda ne dünyalar canlandırıyorum ve cinnetler geçiriyorum. Jiletin estetiğine çok az araç yanaşır, belki ondandır jilet yiyen kızları sevişim.

Kadınlar tebessümlerin ardını niye boş bırakır? Bu soruyu başka sorular takip etmesi gerek, lakin boş veriyorum. Bir kadının uzaklığıdır onu cazip kılan ve soğuktur beni onlara ısıtan. Sorular ve tepitlerle bişey. Bu modernizimin postu?!?

Son soru/tespit güzel bir son olabilirdi, lakin daha çayım bitmedi. Muhlis bugün de küçük çaplı bir cinnet geçirdim. Cinnet cinnet büyüyen bir meczupluk vardır. Güzele yormak ve güzeli kendime yormak ne güzel.

Çay bitti.

15 Aralık 2013 Pazar

yo(ğu)ruyorum.

Kelimleri zorluyorum. Kelimlerin -düşen yağmurlara yaraşır şekilde- hizaya girmelerini istiyorum. Cümlelerimin henüz yere düşmemiş yağmura yaraşır olmalarını istiyorum.

Üzerimde dağlarla boy ölçmenin verdiği yorgunluk var. Bu yorgunluğu alabilecekleri güzel cümlelerle selamlamak istiyorum.

Yorgunluktan patlıyor bazen cümleler ve beynime kelimeler batıyor.

29 Eylül 2013 Pazar

kodamanlar ve karıncalar.

Şehirleri kodamanlar almış. Kodamanları da başka kodamanlar alır. Bu bir cycle, yani devre! Peki bu afim kime? Karıncaların dönüşümünü niye anlatmaz roman. Bir öfke.. bir öfke ki dağları bile dönüştürür.

31 Ağustos 2013 Cumartesi

çukur çukur içinde.

Dışarda kadınlar yine bir telaş içinde, yine bir yarış içinde. Mutlu olma telaşıyla sergiledikleri yarış tüm çıplaklığıyla gözlerimin önünde. Ey tapılan çukurlar olacakları söylemediniz!..

Ne diyorum ben? Muhlis, çukurlar önünü görmez.

17 Temmuz 2013 Çarşamba

solitude.

Yaşlı bir ağacın altındaki, iki yüzyıllık banka uzandım.. Gözlerim ağacın yaprakları arasından gökyüzünü süzmeye çalışıyor.. Kulaklarıma kuşların ötüşü iniyor..
"Hayat kısa,
Kuşlar uçuyor."

10 Temmuz 2013 Çarşamba

gönül kapan.

Kendimi yazmaya zorlayıp duruyorum. Kendimi yazmaya zorlamak bişey geliyor bana. Her zamanki gibi kararsızım ve yalnızlık seçimimden vazgeçmek üzereyim. Göz takılır ve gönül çelinir. Gözden gönle giden bir yol var mıdır?

Gönlü kaplar bazı tebessümler.. kahkahalar ise karartır. Gördüğüm en güzel tebessümler ve en çirkin kahkahalar kadınlara ait. Zarafet karşısında kötü kalıyorum. Peki; neden dolayı yazıyorum şunları ve bunları?

Şunları ve bunları yazıyorum ondan dolayı. O bende kendimi kesme isteği oluşturan biri. Ben onun hiçbir şeyi!

8 Temmuz 2013 Pazartesi

7 Temmuz 2013 Pazar

panta rhei.

Herşey, herkes hareket içersinde, hiç kimse durmaz. Yalnızca aşık durur, fakat aşık maşuksuz duramaz. Neşe, keder, acı, sevinç akar. İnsan akışı seyrederken akar mı?




4 Temmuz 2013 Perşembe

insan iii.

''quom qualis sit non novit''
Ben de insanım. Önce kötüden başlamam adiliğimdendir veya cahilliğimden.

insan ii.

''non homo''
İnsan iyi birşeydir, bunu söyler kitap. Bu hakikate iman et veya tersini ispat etme gayretiyle hayatını mahvet. İnsanlar kötü olabilir, ama insanın kök hücreleri iyidir. Kök hücrelerini çevre bozar, yani hücresizlik.

insan i.

''lupus est homo homini''
İnsanların insanları isyanın eşiğine ittiğini seziyorum. İtilen insanın tek bir adım atması yeter ve ateşe düşer. Önemlidir çevre, bütün çevremizi seçemeyiz. Her şey senin ihtiyarında değil genç insan. Gençce cümleler bunlar.

3 Temmuz 2013 Çarşamba

cehennem var.

Koşuşturmalar ve kaçışlar zamanla körleştirir. Onun için, yalnızca aptallar sadece gördüklerine inanır. Işıksız kuyuya düşen bilir görmediklerine inanmanın huzurunu ve kadim kapılar karşısında gözü kapalı beklemeyi. Bazı kapılar ardında cennet ve bazı kapılar ardında cehennem var.

ölüm var.

Ölü ellerle oynanan oyunlar son bir kaçışla biter. Hayat koşuşturmalar ve kaçışlarla sürer gider. Yangınlardan kurtulan insanlar, ihanetin acısıyla kavrulan erkekler ve kan revan içinde kalan gelinler.. hepsi kaçar yeraltına. Koşuşturmalarda, kaçışlarda kaybedecek bişeyi olmayanlara ümit ve hep kazananlara korku olan ölüm var.

allah var.

Yıllar öncesi start verilen koşuşturmalardır.. yıllar yanar ve günlere varılır. Her nihayette bir keşke bulunur elbet ve gözler yaşlanır. 'İnsan hayret eder' demiştim ve az buçuk da olsa bahs ettiğim buydu. Vardığımız ve varmakta olduğumuz günler de elbet geçecek. Korkma, şükür ki Allah var.

25 Şubat 2013 Pazartesi

canavar.

Kafamı yarıp da daha yücelere çıkasım var. Kafamı duvara çarparak yüzümü kan revan içinde bırakasım var. Bunlar ve daha fazlası adiliğimdendir. Ben bir canavarım, geçmişi yiyen ve geleceğe bir şey bırakmayan.

Susuyorum, fakat susamıyorum.
İt ve yılan.. ben yalancı!

24 Şubat 2013 Pazar

geçiyor gençlik çağları.

Sabah yedi akşam on.. masum ceylan gençlik geçiyor. Kötü günleri düşününce.. yine şükür. Yok edilen ormanların ve kırların kokusu sadece anlatımlarda.

Beni geç.. ya da.. dur geçme..
Neyse!

23 Şubat 2013 Cumartesi

boğmak.

Ben yazarken insanlar ölüyor. Bir kaç dem.. bi kaç tane insan daha öldü.  Ben yaşamları duman ediyorum. İrade bende.. bağışlamak yerine zehir alıyorum.

Yazıyorum, ağlamak varken.. keşke, keşke bu kadar adi olmasam.

22 Şubat 2013 Cuma

insan haya eder.

İnsan haya eder, hangi kimliğe sahip olursa olsun. Genellemelerin cazibesine kapılarak vicdana karşı durmak olacak iş midir? Bir vicdan sahibi için değil.. en azından bu genelleme de ısrar etmek.

Saçma, yanlış genellemelerle vicdan sahiplerini incitmek.. karaktersizlik ister.

18 Şubat 2013 Pazartesi

ah.

Orta halli adamın orospuya karşı tutarsızlığı ve koca bir toplumun yüzsüzlüğü. Herşey gayri samimi mi? 

Bir tavırla yapılan konuşmalar ve susmalar.

28 Ocak 2013 Pazartesi

duman.

Elma, nane, kiraz, çilek, karpuz, kavun.. son aroma tarçınlı sakız.. kaç vakit geçti böyle? ya da harcandı mı? Bu zarlar nereden geldi? Öncesi kağıtlar..

1 sene, 12 ay, 4 hafta, 7 gün, 24 saat, 60 dakika, 60 saniye.. içerlerinde yüzlerce salise.. ne oluyor ya? toparlayamıyorum..

17 Ocak 2013 Perşembe

çölden otobüse giden bir yol.

Bugün Avustralya çöllerinde gördüğüm kızıl saçlı afetin benzerini gördüm. Otobüsteki güzel bir hayal değildi. Saçlarının kırmızısı daha koyu, gözlerinin yeşili biraz daha açık ve teni biraz daha yanık. Rahatsız etmeyeceğim bilsem yolculuk boyunca yüzüne bakardım.

Ah donuk duruşu insanın iki cihanını yakabilecek bir soğukluk. Keşke.. keşke gülmeseydi, konuşmasaydı.

16 Ocak 2013 Çarşamba

farklı bir saha.

jilet yiyen kızı hızırla kırk saat konuşturan tek kişi ben miyim? ve iyi mi yapmaktayım?

11 Ocak 2013 Cuma

birinci sene.

varlığımı tırnaklayamayarak geçirdiğim günler devam ediyor.

7 Ocak 2013 Pazartesi

insan hayret eder.

Bir, etkiyi tepki eşlik eder. İki, iletişmemek imkansız. Üç, bilgisizlik sorumluluğu kaldırmaz. Bunlar kadimleşen bilgiler. İnsan merak ediyor, insan neden hayret ediyor?

Hayret etmeli, fakat sonra yorumlamalı!

6 Ocak 2013 Pazar

insan merak eder.

İnsan merak eder. Neyi mi? İşte bundan bahs ediyorum. İnsan soru soran bir mahluktur. Bu pek orjinal ve marjinal olmayan tanımımla katılayım, felsefecilerin kadim insanı tanımlama serüvenine. Bir filozof demişti 'bütün insanlar ister istemez feylosoftur' diye.

Merak ediyorum Ocak bereketinin sebebini daha doğrusu yazılardaki kış bereketinin sebebini. İnsan merak eder bayağı işlerden değerli sorulara kadar her şeyi.

4 Ocak 2013 Cuma

buhran iii.

Yanılmışsam.. kabul etmeliyim!.. Kabul etmek o kadar zor mu? .. mışsam. Anlamadım!.. yazmıştım. Bak yine! .. mıştım. Ses sahibi bize acımak yakışmaz mı? Anlamıyorum. İnşallah, daha çok yolum var.

buhran ii.

Vaziyet budur?.. Bir ses geliyor sağdan ya da soldan. Çıkaramıyorum!.. Zırva diyeceğim, olmayacak. Ses sahibi evrilmiş özgürlükçüye çatmakta hem de ne çatmak. Anlamadım!.. Ses sahibi de buhranlar geçirmiş!.. Buhranı özrü olabilir mi?

Evrilmiş özgürlükçüye saymak yerine, yeni özgürlükçüye yapmasınlar demek daha önemli. Yapmasınlar.. geçmesinler. Hah geçilecekler kalkmadı mı?

buhran i.

Özrgürlükçü adam bağırdı! Bırak bağırsın, varsın iç geçirsin. Bağıran adam serbest bırakıldı ve bağırdıklarının yanlışlığı ortaya çıktı. Buhran. Zaman içersinde evrildi özgürlükçü adam. Hayır!.. evrim geçirmedi. Makro-evrim başka bir yanılgı.

Evet!.. evrilmişti adam. Artık yüksek sesle (!) konuşuyordu. Buna da mı şükür? Bilmiyorum!.. Neyse ki, özgürlükçü adam artık anlamıştı. Buhran. Zaman içersinde yenilendi özgürlükçü adam.

Yeni özgürlükçü adam bağırıyor mu? Bilmem!.. ne fark eder? Yeni özgürlükçü aslını arıyor. Yeni özgürlükçü adam da yanılmaya mahkum. Sebepleri özgürlükçü adamdan öncesine dayanıyor. Buhran.